Arşivler

PRONOUNS

PERSONAL PRONOUNS: SUBJECT vs OBJECT.: I, ME, SHE, HER…
(ŞAHIS ZAMİRLERİ)

Kişilerin veya neslerin yerine kullanılan Şahıs Zamirleri “Personal Pronouns” , cümle içerisinde bulundukları yere ya da yerine kullanıldıkları şahıslara göre değişirler.( Subject or Object Pronoun)

TEKİL
ŞAHIS

ÖZNE ZAMİRLERİ

NESNE
ZAMİRLERİ

1st person I me

you

him

her

it

2nd person you
 

 

3rd person

he
she
it
ÇOĞUL ŞAHIS

ÖZNE ZAMİRLERİ

NESNE
ZAMİRLERİ

1st person we us

you

them

2nd person you
3rd person they

Bir cümlede yerine şahıs zamiri kullanılablicek isimler ya Özne ( subject ) ya da Nesne ( Object ) konumundadır. Dolayısı ile bu şahıs zamirlerini Fiilden önce gelenler ( Subject Pronouns) ve Fiilden sonra gelenler ( Object Pronouns) olarak ikiye ayırabiliriz.

Jack Sees George
 verb 
He Sees him

Örnekler:

 I don’t like that man. He never smiles.
 I don’t like that man. I saw him in the Ladies room

 Sarah is a very successful student. She passes every class easily.
 Sarah is a very successful student. I admire her much.

POSSESSIVE ADJECTIVES: MY,YOUR,HIS,HER,…
( SAHİPLİK SIFATLARI )

Sahiplik sıfatları bahsedilen ismin kime ait olduğunu gösterirler.

PERSON ADJECTIVES
1st (I) my
2nd (you) your
3rd (he)  his
(she) her
(it) its
Plural
1st (we) our
2nd (you) your
3rd (they) their

Sahiplik sıfatları ismlerin önünde kullanılırlar ve o ismin kime ve ya neye ait olduğunu gösterirler.

Mary’s brother is married to John’s sister.
Her brother is married to his sister.

a. Ted and his sister are here
b. Mary and her father are not in the living room.
c. Do you know where your books are?

My father is an expert at the Keystone LTD.

5.3 POSSESSIVE PRONOUNS: MINE, YOURS, HIS, HERS,…
( SAHİPLİK ZAMİRLERİ)

Sahiplik zamirleri bir sahiplik sıfatı + isim yerine kullanılır.

PERSON ADJECTIVES PRONOUNS

(I) my mine
(you) your yours
he his his
she her hers
it it its
we our ours
you your yours
they their theirs

Örnekler:
• This is my book.
This book is mine • That is your book.
This book is yours • This is his book.
This book is his

• This is her book.
This book is hers. • These are our books.
These books are ours. • These are your books.
These are yours.

REFLEXIVE PRONOUNS: MYSELF, YOURSELF, HERSELF
( DÖNÜŞLÜ ZAMİRLER)

a) Dönüşlü Zamirler, Öznenin yaptığı işten yine kendinin etkilendiğini ve işin yine kendine döndüğünü gösterir.

Singular Subject Pronouns Object Pronouns Reflexive Pronouns
1st person I me myself
2nd person you you yourself

3rd person he him himself
she her herself
it it itself
Plural Subject Pronouns object pronouns Reflexive pronouns
1st person we us ourselves
2nd person you you yourselves
3rd person they them themselves

Örnek :
 She encouraged herself to do well.
 Juanita, Carlos, and I have deceived ourselves into believing in my uncle.
 You and Carlos have deceived yourselves.

b) Dönüşlü zamirler İngilizce de aynı zamanda Vurgu amaçlı kullanılabilirler. Bu dönüşlü zamirleri hemen Öznenin arkasından kullanarak yapılır:

Örnek:
I myself finished the job!
You yourself have to do all this!

c) by + reflexive pronoun: tek başına, yanlız…

Amy lives by herself.
Ted can’t do this by himself. Go and help him.
I want to sit here by myself! Please leave me alone

 

THE QUANTIFIERS

 

 

1) İsimden once gelirler.
2) Geldikleri ismin çoğul, tekil yada sayılamayan olmasına göre yüklem alırlar.
3) Bazı niceleyiciler her zaman “of” ile kullanılırlar.
a couple of books (bir çift/bir-kaç kitap)
a majority of (the/my/these) books (Bu kitapların bir çoğunluğu)
a number of books (bir sürü kitap) plural
a lot of / lots of books / milk (bir sürü kitap/süt)
plenty of books / milk (bol miktarda kitap/süt) plural / uncountable
A good deal of milk (çok miktarda süt)
A great deal of milk (çok miktarda süt)
A great amount of milk (çok miktarda süt) uncountable

4) Bazı niceleyiciler of’lu ve of’suz kullanılma özelliğine sahiptirler. Bunlar of’lu iken zamirdirler.
All (of) my books / milk
Both (of) my books
Half (of) my books / milk / apple All books plural/uncountable
Both books plural
Half an hour/my books/this milk plural/singular/uncountable
Several of these books
Few of these books
A few of these books
Many of these books
Most of these books
Each of these books
Neither of these two books
Either of these two books
Some of these books
Any of these books
None of my books/milk plural/uncountable Several books plural
Few books plural
A few books plural
Many books plural
Most books plural
Each apple singular
Neither apple singular
Either apple singular
Some books plural
Any books plural
No book / milk / apple plural/singular/uncountable
A little of this milk
Little of this milk
Much of this milk A little milk uncountable
Little milk uncountable
Much milk uncountable

NOTE 1: Kendilerinden sonra gelen of’la birleşirken Possessive/demonstritive adjective/definite article’lardan birisi kullanılmalı. (of+my/this/the)
Some of the people (not some of people or some the people)
Most of these people (not most of people or most these people)
None of my teachers (not none of teachers or none my people)

NOTE 2: Bu quantifier’larda of ile sadece belirlenmiş isimler nicelenir. Tüm cins nicelenmek istendiğinde of’lu yapı kullanılmaz.
Some people (bazı insanlar) some of my people (halkımın bir kısmı)
most people (çoğu insan) Most of these people (bu insanların çoğu)
no teachers (hiçbir öğretmen) None of my teachers (öğretmenlerimin hiçbirisi)
all milk (tüm sütler) all of the mik (sütün tamamı)

5) Bazı niceleyiciler hiçbir zaman of almaz.
No milk/apple/books
every
No milk can be found round here. Many an apple (no one of yapılarak olur)
Every teacher can solve such a problem. (every one of yapılarak olur)
Many a man has died in the battle. (Epey bir adam savaşta öldü)
6) Niceleyicilerin başlarındaki “a” onları tekil yapamaz. Niceledikleri ismin durumuna göre yüklem tekil veya çoğul olur.
We have a lot of milk.
A couple of people have asked you.

7) Bazı niceleyiciler sadece tekil isimlerle kullanılırlar.
one apple
neither apple
either apple
each apple
every apple
many a(n) = a large number of Many a good man has been destroyed by alcoholic drink.
8) Bazıları sadece çoğullarla kullanılırlar.
two, three, etc
few / (quite) a few
both
a couple of
a (large) number of
several several books (birkaç kitap)
(a great/good) many
9) Bazıları sadece sayılamayanlarla.
A little/little
Much
A good/great deal of [a…deal of]
A vast quantity of [a…quantity of]
A great/large amount of [a…amount of] A little/little milk (biraz/az süt)
Much milk (çok süt)
A good/great deal of milk (çok bol miktarda süt)
A vast quantity of milk (çok bol miktarda süt)
A great/huge/large amount of milk (çok bol miktarda süt)
10) Bazıları hem sayılamayan hem de çoğullarla kullanılır.
None of
Some
Any
A lot of / lots of
Most
All
Plenty of None of the milk/books
Some milk/books
Any milk/books
A lot of/lots of milk/books
Most milk/books
All milk/books
Plenty of milk/books
11) Bazıları hem sayılamayan hem çoğul hem de tekillerle kullanılır.
no
half
all (informal, gramerce yanlış) No milk/books/apple
Half of the milk/books/apple
All of the milk/books
11) Bazıları yanlarında isim olmaksızın tek başlarına zamir olarak kullanılabilirler. Bkz madde 4. Bazıları daha çok nesne konumunda bulunur: a lot / lots, none
Some cars have four doors, but some have two. (…some of them have two)
A few of the shops were open but most were closed. (…most of them were closed.)
Half of this money is mine, and half is yours. (…half of it is yours.)

12) Üçü kendisinden sonra “of” kullanmaksızın the/this/my ‘lı cümlelerle birleşebilir.
All (of) the money Both (of) the teachers. Half (of) these people.
QUANTIFIERS IN DETAIL

A few and few – a little and little
çoğulkÞ sayılamayan isimler (uncountable) (a) few Þ1) (a) little isimler (plural)
2) a little = biraz [olumlu] little = (çok) az [olumsuz]
There is a little time before the train leaves. Let’s go and drink something.
There is little time to finish this project. We can never finish it in time.
3) a few = bir kaç few = (çok) az
I enjoy my life here. I have a few friends and we meet quite often.
I’m very bored here. I have few friends to talk and they are boring.
NOTE 1: Olumsuz anlam ile kastedilen nitelenenden isimden az miktarda olduğudur. Yoksa anlam pozitif olabilir.
She is lucky. She has few problems. (Şanslı. Çok az problemi var.)
I have a few problems. Things are not going so well for me. (Biraz problemim var. İşler benim için çok iyi gitmiyor.)
4) zamir olarak da kullanılır (alone, without a noun)
Many are called, but few are chosen.
Very little is known about him.
Do you speak English? – A little (biraz,konuşabilirim) / Little (çok az, konuşamam)
Do you have some biscuits? – A few (biraz, sana verebilirim). / Few. (çok az sana veremem)
5) of + my, this, the kuralına dikkat
A few of his visitors left early. (A few his visitors.)
Few of Picasso’s pictures are good. (Few Picasso’s pictures)
Can I take a little of this sugar? (a little this sugar)
Little of the original building has survived. (Little the original building)
extra: “little” aynı zamanda küçük anlamında bir sıfattır.
A little girl wants to see you. (Küçük bir kız sizi görmek istiyor.)
extra: “the few” az miktarda insan, birkaç kişi anlamına gelen bir zamirdir.
Real power belongs to the few. (Gerçek güç az miktarda insana aittir.)
She was one of the chosen few. (O kız seçilmiş birkaç kişiden biriydi)

A couple of (=a few)
1) Bir çift anlamı yanında bir kaç kişi anlamına da gelir.
I need a couple of eggs (=two eggs) for this.
We’re going out to a restaurant with a couple of friends (=a few friends).
2) Belirli bir isimde niceleme yaptığında the/my/these kullanılır.
A couple of my friends;
NOTE : Couple aynı zamanda çift, hayat arkadaşı gibi anlamlara gelir.
a married couple a partner couple

Some and Any
1) some = in positive sentences, for plural and uncountable
any = in negative sentences and questions, for plural and uncountable
We bought some flowers/sugar
We didn’t buy any flowers/sugar.
He’s busy. He’s got some work to do.
He’s lazy. He never does any work.
Do we have any flowers/sugar?

NOTE:
Sorularda çoğunlukla any kullanılır.
Have you got any luggage? No, I haven’t.
Has anybody seen my bag? Yes, it is under the table.

Some : Fakat beklenen cevap yes ise veya eğer soruda rica veya davet var ise some kullanılır. (request, encouraging or giving an invitation)
Would you like something to eat? (teklif, offer)
Can I have some sugar, please? (rica, request)
Could I have some books, please?
Why don’t you take some books home with you?
Would you like some books?

NOTE 1: Some ve any’nin –body, -thing, –one ve -where kombinasyonları da any ve some’ın dahil olduğu kurallara dahildirler.
I’m hungry. I want something to eat.
I’m not hungry. I don’t want anything to eat.
There’s somebody at the door.
There isn’t anybody at the door.
Has anyone seen my glasses anywhere?

NOTE 2: Manayı olumsuzlaştıran bazı preposition, zarf, fiil ve sıfatlarda any kullanılır.
Without:
We went out without any money.
barely, hardly, never, rarely, scarcely, seldom
Hardly anybody passed the examination.(Hemen hiçkimse sınavı geçmedi)
deny, fail, prohibit, refuse, etc
He refused to eat anything. (=He didn’t accept to eat anything)
impossible, unlikely:
It is impossible to see any good view in this city.
If clause
If there are any letters for me, can you send them on this address?
If anyone has any questions, I’ll be pleased to answer them.
Let me know if you need anything.
Manada koşulluk varsa;
I’m sorry for any trouble I’ve caused. (=If I have caused any trouble I am sorry) (Neden olduğum herhangi bir problem varsa özür dilerim)

2) any + singular (positive cümlelerde): hangisi olursa olsun anlamında (herhangi bir…)
You can catch any bus. They all go to the theatre.
“Which sang shall I sing?” “Any song. I don’t mind.”
Come and see me any time you want.
Any of the students could have answered this question.
3) some + singular/plural person: kim olduğu belli değil. (-‘nın biri, birtakım…)
Some kind person sent me those flowers. (Kibar adamın biri bana bu çiçekleri göndermiş)
Some woman just stole my purse. (Kadının biri demin cüzdanımı çaldı)
Some people were playing ball. (Birtakım insanlar dışarıda top oynuyorlardı)
NOTE : Some ayrıca aşağıdaki anlamlarda da kullanılır.
Some people don’t like tea. (Bazı insanlar çay sevmezler)
The talks went on at some length. (Görüşmeler epey sürdü.) [adv]
You must run some to catch up. (Yetişmek için epey koşmalısın) [adv]
Some ten people were hired. (Yaklaşık on insan tutuldu.) [adv]
4) somebody / anybody ve someone / anyone tekil yüklem, çoğul zamir (they/them/their etc) alırlar.
Someone has forgotten their umbrella. (Birileri şemsiyesilerini unutmuş)
If anybody wants to leave early, they can. (Ayrılmak isteyenler varsa, ayrılabilirler)
NOTE: of + my/the/this kuralına dikkat
Some of my parents. Any of your food.
Some of parents (Yanlış) Any of food (Yanlış)
Some my parents (Yanlış) Any your food (Yanlış)
No and None (No vs Any)
1) no, nothing, nobody, none of… kullanılan cümlede –not- yer almaz. Any kullanılan cümlede aynı anlamı karşılamak için –not- eklenmelidir.
I did not say anything = I said nothing.
We haven’t got any money = We have got no money.
The station isn’t anywhere near here. = It is nowhere near here.
2) none = no one demektir. Ancak no one sadece sayılabilenlerle kullanılırken, none sayılamayanlarla da kullanılır. No one of ise sadece çoğullarla kullanılır.
None of your friends No one of your fiends. (doğru)
None of this money no one of this money (yanlış)
“How much money have you got?” “None.” (no one değil)
“I’d like some more cheese.” “I’m sorry there’s none left”. (no one değil)
3) None of’tan sonra çoğul bir isim geldiğinde yüklem tekil de çoğul da olabilir. Ancak sayılamayan isim geldiğinde sadece tekil isim kullanılır. [None of + my books are/is]
None of the shops were/was open.
None of my children has/have blonde hair.
None of your money is able to help me. (Her zaman tekil, zira money bir SAYILAMAYAN isimdir)
4) “Nobody” ve “no one” tekil yüklem, ancak çoğul zamir (they/their/them etc) ister.
Nobody phoned, did they?
Is there nobody here who can answer my question?
No one in the class has done their homework.
5) None zamir olarak kullanılabilir. (Alone, without noun)
She searched the shelves for books on yoga, but could find none. (=NO ONE)
She went to the shop to get some oranges but they had none. (=NO ONE)
6) “no of” diye bir kullanım yoktur, yerine “none of” kullanılır.
None of your friends no of your friends (Yanlış)
Much and Many
1) Much, sayılamayan (uncountable), many ise çoğul (plural) isimlerle kullanılır, çokluk belirtirler. Normalde soru cümlelerinde ve olumsuz cümlelerde yer alırlar. Olumlularda yerlerine a lot of veya lots of kullanılır. Ancak resmi (formal) ifadelerde olumlu cümlelerde de kullanılmaktadırlar.
Many people eat too much meat.
2) Much of + tekil isim (singular noun) büyük bir kısmı (a large part of ) anlamına gelir.
Much of the national park was destroyed in the fire. (Milli Parkın büyük bir kısmı yangında mahvoldu)
3) Ardından isim gelmeksizin de zamir olarak kullanılırlar (Alone, without noun)
Many have argued that she is the finest poet of her generation.
Much remains to be done before the drug can be used with humans.
4) of+the/my/this kuralına dikkat
Many of the delegates voted the policy. (Many the delegates…)
extra 1: a great many = very many
I have known her for a great many years. (Onu epey çok bir zamandır tanıyorum)
extra 2: the many = the majority (çoğunluk)
A government which improves conditions for the many (koşulları çoğunluk için geliştiren bir hükümet)
Such and So
so sıfat ve zarfları, such ise isimleri nitelemek için kullanılır. Ancak herhangi bir isim many/much/few/ little ile nitelenmişse burada so kullanılır.
[so + many/much/few/little + Noun]
I haven’t eaten so much food before.
I don’t want to take so many cars nowadays.
fakat
I haven’t seen such a bike before. (Daha önce böylesi bir bisiklet görmemiştim)
I haven’t seen such cars before. (Daha önce böyle arabalar görmemiştim)
I have never met such a beautiful girl before. (Daha önce bu kadar güzel bir kızla karşılaşmamıştım)
veya
I have never worked so hard before. (Daha önce asla bu kadar sıkı çalışmamıştım)
so
how
as
too adj a noun
She is so beautiful. (O kadar güzelki-Çok güzel)
He was so good a man. (O kadar iyi bir adamdı ki..)
A Lot of / Lots of and Plenty of
1) Her üçü de hem sayılamayan hem de çoğullar ile kullanılır, a lot of / lots of çokluk, plenty of bolluk (more than enough) belirtir. (a lot of, lots of ile kıyaslandığında daha resmi=formaldır.)
A lot of luck lots of time plenty of money
A lot of friends lots of people plenty of ideas
2) “lots” veya “a lot” şeklinde zamir olarak (genellikle cümle sonunda) veya yüklem sonrasında zarf olarak kullanılırlar. (Alone, without a noun) plenty de zamir olarak kullanılır.
I have had plenty to eat. I don’t want any more.
“Have you got any small nails?” “Yes. I have got a lot lots” (pron)
I care a lot about you. (Seni çok umursuyorum) (adv) [a lot=very much]
Thanks a lot for your help. (Yardımların için çok sağol) (adv) [a lot=very much]
extra: the lot/the whole lot = tamamı, bir bütün olarak anlamında bir isimdir.
Get out of my house, the lot of you! (Defolun evimden, hepiniz!)
She has a got a PC, colour printer, scanner –the lot. (Bir PC’si var, renkli yazıcı, tarayıcı; yani bir bütün)
All, Both and Half – All vs the Whole
plural, uncountableÞ1) all singularÞthe whole
All cars have wheels.(tekerlek)
All (of) the milk has finished by someone.
The whole of the field was flooded.(not all of the field…but getting common.)
2) Both, all ve half belirlenmiş bir ismi (themythis almış) nitelerken “of” ile veya “of”suz olabilirler.
All (of) my friends. Half (of) this money. Both (of) the sentences.
All
Both
half of Them
It
Us
you
Ancak nitenen şey nesne konumunda bir zamirse (them, us etc) “of” kullanılmalıdır.
All of us like you.(doğru) All us like you. (yanlış)
Half of them appreciate the thing you have done. (not Half them appreciate…)
3) Kendisinden sonra relative clause geliyorsa; all=everything veya all=the only thing anlamına gelir.
I don’t agree all that she said.(everything) (Söylediği herşeyle hemfikir değilim.)
All she wants to do is help. (Yapmak istediği tek şey yardım idi.)
4) whole+plural name cümleye bir kısmı tamamıyla anlamı katar.
All of the towns had their electricity cut off. (Bölgedeki tüm kasabaların elektriği kesildi)
After the storm, whole towns were left without electricity. (Fırtınadan sonra, bazı kasabalar tamamıyla elektriksiz kaldı)
5) Aşağıdaki alternatif both ve all kullanım şekillerine dikkat
a) All ve both mid position’da bulunuyorsa, özneyi niteliyordur.
We are all going to Athens during the vacation. (All of us are…)
Do you all want this cake? (Do all of you…)
They have both finished their dinner. (Both of them have finished…)
Are you both going to the conference? (Are both of you…)
b) All ve both of almaksızın the/my/this grubuyla kulanılabilirler ama bu gruptan önce gelmelidirler.
All their hard work had been of no use. (not Their all hard work…)
All these inventions are my products. (not These all inventions…)
Both your sisters love you. (not Your both sisters…)
Both these two brothers are married. (not These both two brothers…)
c) All ve both zamirden sonra gelerek onu niteleyebilirler.
People will want to see them all. (…see all of them)
I went on holiday with them both. (…with both of them.)
Both / Neither / Either
1) Her zaman iki şey için kullanılırlar:
Both restaurants are very good.
Neither restaurant is expensive.
We can go to either restaurant.
2) (neithereither) +of+ (themythis) + plural Noun (her zaman iki tane kastedilir)
Neither of the restaurants we went to waswere expensive.
These are two types of qualification. Either of them is acceptable.
3) Zamir olarak kullanılırlar. (Alone without a noun)
Which do you want? Both neither either
4) 2’denè2 şey, buna karşılık aynı anlamda any, none, all èeither, neither, both fazla şey
There are two good hotels in the town. You can stay at either of them. (not…any of them)
There are many good hotels in the town. You can stay at any of them. (not…either of them)
We tried two hotels. Neither of them had any rooms. Both of them were full. (not…none of them) (not…all of them)
We tried a lot of hotels. None of them had any rooms. All of them were full. (not…neither of them) (not…both of them)
5) Paralel yapılar: Bu tür yapılarda ilk ne tür bir yapı gelmişse, daha sonra da aynı tür gelmelidir. (both+noun+…and+noun veya both+adj…and+adj gibi)

Both…and…
hem…hem de Both Ann and Tom were late.
I was both tired and hungry when I arrived.
Neither…nor…
ne…ne de Neither Liz nor Robin came to the party.
Neither my sister nor my brothers like chocolate.
Neither my brothers nor my sister likes chocolate.
She said she would contact me but she neither writed to me nor phoned.
Either… or…
Ya…ya da… I’m not sure where he’s from. He’s either Spanish or French.
Either you apologize or I’ll never speak to you again.

Each / Every
1) each/every her ikisi de singular noun ve singular verbÞ
Each/every time I see you, you look different. (Seni her gördüğümde farklı gözüküyorsun)
There is a phone in every/each room of the house. (Evin her/her bir odasında bir telefon var)
2) each of +mythethis+noun ancak “every of” diye birşey yok. Bunun yerine every one kullanılır.
Each of the books has a different color. (Herbir kitabın ayrı bir rengi var)
Every one of the books has a different color.
Each of them you us etc.
Every one of them you us etc.
3) Each her zaman nitelediği isimden önce gelmez. Özneyi nitelerken yüklem öncesinde veya cümle sonunda gelebilir. Ancak bu kez nitelediği isim çoğuldur. “Every” bu şekilde kullanılamaz.
Each student was given a book.
The students were each given a book.
The students were given a book Each orange costs 25 pense. each.
These oranges each cost 25 pense.
These oranges costs 25 pense each.

4) Every bir şeyin ne kadar sık gerçekleştiğini ifade etmek için çoğul ifadelerle kullanılır:
The buses go every ten minutes. (Otobüsler her on dakikada bir kalkarlar)
We had to stop every ten miles. (Her on milde bir mola vermek zorunda kaldık.)
One in every three marriages ends in divorce. (Her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor)
Extra: every other: birinci, üçüncü, beçinci vs… ama ikinci, dördüncü, altıncı vs… değil.
Every other day: gün aşırı (iki günde bir) every other week: bir hafta değil bir hafta (iki haftada bir)
A Number of vs. The Number of
the number of = sayısı anlamına gelirken, a number of çoğullardan önce kullanılır, çokluk belirtir.
A number of people have just gone to Paris from Adana by air. (Bir sürü insan hava yoluyla Adana’dan Parise demin geldi.)
The number of the people who went to Paris from Adana are not known yet. (Adana’dan Paris’e giden insanların sayısı henüz bilinmiyor.)
Enough
1) Sayılamayan ve çoğul isimlerden önce gelir ve “yeterince” anlamı katar.
Have you made enough copies? (Yeterince kopya ürettin mi?)
Is there enough room for me? (Benim için yeterince boş yer var mı?)
2) Eğer bir sıfat veya zarfı niteliyorsa bunlardan sonra gelir. Bu zarf olan enough’tır.
This house isn’t big enough for us. (big→ sıfat)
You are not working hard enough to finish this project in time. (hard→ zarf)
3) Zamir olarak yalnız başına kullanılabilir. (alone, without a noun)
Sixs bottles should be enough.
If enough of you are interested, we’ll organize a trip to the theatre.
3) have had enough of ST bıkkınlık belirtir.
I have heard enough of that music. (Bu müziği yeterince dinledim)
Graded Quantifiers
Bazıları derecelendirilirler.
Many more most (çoğul)
Much more most (sayılamayan)
Few fewer fewest (çoğul)
Little less least (sayılamayan)
What-Which
1) What ve which tekil, çoğul veya sayılamayan isimlerden önce gelirler. WHAT: ne, hangi;
WHICH: hangi
What kind of music do you like? (Ne/Hangi tür müzik seversin?)
What job does he do? (Ne iş yapıyor?)
Which way is the wind blowing from? (Rüzgar hangi yönden esiyor?)
2) What sıfat+isim’den önce ünlem olarak kanaat belirtmek için kullanılır.
What a beautiful house! (Ne güzel bir ev!)
What awful weather! (Ne korkunç bir hava!)
Kendisinden sonra cümle gelir
What a spoiled girl she was! (Ne kadar şımarık bir kızdı!)
What interesting books you have! (Ne kadar ilginç kitapların var!)

3) Which « of » ile de kullanılır. İsim çoğul olmalı ve the/my/these almalı. Yüklem tekilin veya çoğulun kastedilmesine bağlı olarak şekillenir. (which of the/my/these Pl Noun is/are)
Which of the applicants has got the job? (İşi başvuranlardan hangisi aldı?)
Which of the patients have recovered? (Hastalardan hangileri iyileşti?)
PREDETERMINER
Determinerlerin konumu ile ilgili olarak şu iki şeyi bilmek lazımdır:
1. İsim nitelendiğinde hep ilk sırada, yani isme en uzak noktada olurlar.
my friend [det + Noun]
my smart friend [det+adj+Noun]
my extremely smart friend [det+adv+adj+Noun]
2. İki determiner yan yana kullanılmaz. Ancak predeterminerler determinerları niteleyebilirler:
all
both
half Have you drunk all (of) the milk?
I had to use all my powers of persuasion to get her to agree.
Remember all that trouble we had with the police last year?
Both my parents are teachers.
Roughly half (of) the class are Spanish and the others are a mixture of nationalities.
… times double
twice
treble
quadruple My foot swelled up to three times the normal size when it was stung by a wasp.
Electrical goods are almost double the price they were a few years ago.
He’s twice her size (= much bigger than she is).
He earns almost treble the amount that I do.
We have had quadruple the number of applicants we expected.
quite
rather There was quite a lot of traffic today but yesterday was even busier.
I’ve got rather a lot of work to do at the moment.
such
what It seems like such a long way to drive for just one day.
I’d put on such a lot of weight that I couldn’t get into my trousers.
“She can’t come.” “What a shame/pity.”
What a lovely view!

PEPOSITIONS

 

Prepositions aslında temel olarak ismin halleridir. Yani -e,-de,-den halleri İngilizce’de Prepositions ile veriliyor.

Örneğin:

at school = okulda
to school = okula
from school = okuldan
Yer tamlamaları ile birlikte kullanıldıklarında problem yok genellikle.
Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi prepositionlar isimlerin önünde kullanılır. Preposition denmesinin de sebebi budur zaten:

PRE = ÖN
POSITION= DURUM;

YANİ: PREPOSITION = ÖNDURUM, ÖNHAL (İSMİN)

TÜRKÇE SONDAN EKLEMELİ BİR DİL OLDUĞU İÇİN BİZDE POST-POSITION VARDIR.

PREPOSITIONS NERLERDE KULLANILIR ?

YER TAMLAMALARI İLE

at the corner in the garden on the wall
at the bus stop in London on the ceiling
at the door in France on the door
at the top of the page in a box on the cover
at the end of the road in my pocket on the floor
at the entrance in my wallet on the carpet
at the crossroads in a building on the menu
at the entrance in a car on a page
ZAMAN TAMLAMALARINDA
at 3 o’clock in May on Sunday
at 10.30am in summer on Tuesdays
at noon in the summer on 6 March
at dinnertime in 1990 on 25 Dec. 2010
at bedtime in the 1990s on Christmas Day
at sunrise in the next century on Independence Day
at sunset in the Ice Age on my birthday
at the moment in the past/future on New Year’s Eve
FİİL İLE (PHRASAL VERBS)

Fiillerin yanına bir preposition geldiğinde fiilin anlamı büyük ölçüde değişmektedir. Hatat çoğu kelime tamamen anlam değiştirmektedir.
Örnekler:
Look : 
>> Look at
>> Look for
>> Look forward to

Açıklamalı Phrasal Verb Listesi:
+ Phrasal Verbs  – Seperable
+ Phrasal Verbs  – Inseperable

SIFATLAR İLE PREPOSITIONS

Bazı sıfatlardan sonra preposition kullanılır. ASLINDA GENEL KURAL HEP AYNIDIR. PREPOSITION + İSİM.Ancak hangi sıfat ile hangi preposition’u kullanmanız gerektiğini ezbere bilmeniz gerekiyor.

EN SIK KULLANILANLAR:

accustomed to  afraid of  answerable to  attached to
aware of  capable of dependent on  different to 
doubtful about  enthusiastic about  excited about  famous for 
quilty of  interested in  opposed to  pleased with 
popular with proud of  related to  rich in 
satisfied with  serious about  similar to  suitable to
suspicious of  used to (= accustomed to)    



THE ARTICLES

A-AN

İngilizce’de (a) ve (an) isimlerin önüne getirilir ve (bir/herhangi bir) anlamınım verir.

İsimler sessiz bir harf ile başlıyorsaönüne (a), sesli bir harf ile başlıyorsa (an) getirilir. 

a book (bir kitap) 
a student (bir öğrenci)
an engineer (bir mühendis)
a good teacher (iyi bir öğretmen)

Sesli ve sessiz harf kavramı İngilizce’de kelimelerin yazılışı değil okunuşuyla ilgilidir. Örneğin İngilizce’de “university” ifadesi kelimesi sesli harf ile başlamasına rağmen “yunivörsiti” diye okunur; dolayısıyla kelimenin başında “y” sessiz harfi bulunmaktadır.

a university (bir üniversite) 
a university student (bir üniversite öğrencisi)
an hour (bir saat)
an hour later (bir saat sonra)

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, university (yunivörsiti), hour (avır) kelimeleri okunuşları itibariyle “a university”, “an hour” şeklinde kullanılır.

Ayrıca İngilizce’de sayılamayan isimlerin önüne a/an gelmez.

a water (YANLIŞ BİR İFADEDİR)

THE

Belirli bir nesneden söz ediliyorsa “the” kullanılır. “The” sayılamaz isimler ve sayılabilir tekil ve çoğul kelimelerin hepsiyle kullanılabilir.

“Yesterday I bought pair of jeans and a t-shirt. The jeans was cheap but the t-shirt was so expensive.” (Dün kot pantolon ve t-shirt aldım. Kot ucuzdu ama t-shirt pahalıydı.)

İlk etapta “a jeans” ifadesi kullanılıyor. Daha sonra “jeans” den bahsedilirken “the” ifadesi kullanılmaktadır. Çünkü hangi “jeans” olduğu belirlidir. Dolayısıyla hangi nesneden bahsettiğimiz belirliyse “the” kullanılır.

Bir kez daha tekrar edelim, bilinmeyen bir nesne ya da kişiden söz ediyorsak a/ankullanılır. Hangi nesne veya kişiden sözettiğimiz ifademizde belli oluyorsa thekullanılır.

“Can you pass the salt?” (Tuzu uzatır mısın?)

Konuşmanın geçtiği anda orda bulunan nesnelerden söz ediliyorsa “the” kullanılır.

“Turn off the TV please.”

Bunların dışında bazı kelimelerle “the” kullanılır; bunlar:

the sun, the sky, the quitar, the sea, the country, the radio, the cinema, the theatre gibi..

Örneğin “television” kelimesinden cihaz olarak bahsediyorsak “the” kullanılır. Ancak televizyondaki programlardan bahsediyorsak “the” kullanılmaz. Bu tür istisnalar da bulunmaktadır.


Articles a-an-the:

Article kelimesinin tam karşılığı olacak bir Türkçe kelime yoktur. Ancak bazı kaynaklarda tanımlık olarak bahsi geçer.

İngilizce’de 3 tane article vardır. aan ve the. Bunlardan a ve an indefinite articles(belirsiz article) the ise definite article (belirli article) olarak bilinirler. Bunlar haricinde ismin hiç bir article almaması durumuna ise zero article denir.

Öncelikle indefinite articles hakkında bilgi verelim. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bunlar “a” ve “an” articlelarıdır. Önüne a veya an almış isim herhangi gruba ait herhangi bir sayılabilir tekil isimdir. Örnek verelim.

a car (bir araba ama herhangi bir araba, özellikle bir araba kast edilmemiş)
an apple (aynı şekilde yine herhangi bir elma)

Peki, neye göre a neye göre an getireceğiz ? Çok basit, eğer isim sessiz harf ile başlıyorsa “a” , sesli harf ile başlıyorsa “an” getiriyoruz. Örneğin,

a pencil, a table, a ticket
an egg, an elephant, an umbrella

* a veya an seçimi yapılırken, yazılıştan çok ses önemlidir. Bu nedenle sesli harfle başlamalarına rağmen, telaffuzda sessiz harfle başlar şekilde telaffuz edildikleri için kimi isimler an yerine a alabilir, veya tam tersi an yerine a articleı ile birlikte kullanılabilirler. Örneğin, user (kullanıcı) kelimesi an user değila user olarak kullanılır çünkü “yuzır” şeklinde telaffuz edilir. Tam tersi hour kelimesi “aur” şeklinde telaffuz edildiğinden a hour değil, an hour olarak kullanılır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

** Dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta ise, ismin bir sıfat alması durumunda, kullanılacak olan article, ismin değil, kendisinden hemen sonra gelen sıfatın ilk harfine göre belirlenir. Örneğin, a broken egg (bir kırık yumurta) veya an unusual problem (bir sıradışı problem) gibi..

Definite article “the” konusuna geçecek olursak, şöyle tanımlayabiliriz. İngilizce’de “the” articleını konuşan veya dinleyen yada yazan ve okuyan her iki kişi tarafından da hangi belirli nesne veya kişiden bahsediliğinin bilindiği durumlardakullanırız.Örnek vermek gerekirse..

The girl I met was very beautiful. (Tanıştığım kız çok güzeldi)

Ayrıca daha önceden bahsettiğimiz şeyler için de “the” kullanırız. Örneğin arkadaşımızın biri kız, biri erkek, iki çocuğu olduğunu, kızın 5, erkeğin ise 10 yaşında olduğunu söyleyerek buna bir örnek verelim.

My friend has two children; a girl and a boy.The girl is five and the boy is ten years old. (ilk cümlede bir kızı ve bir erkek çocuğu olduğunu söyledi, ikinci cümlede ise bahsedilen kız ve erkeğin kimler olduğu hem konuşan hem de dinleyen kişi tarafından bilindiği için “the” kullandı.)

“the” aricleının coğrafik kullanımı çoğu kez karıştırılır. Dilerseniz kurallar halinde bu kullanımları vererek bu dersi sonlandıralım.

Bunlardan önce “the” KULLANMA :

  • The Netherlands (Hollanda) ve The US (Birleşik Devletler) dışındaki ülke isimlerinden önce.
  • Kasaba, şehir veya eyalet isimlerinden önce.
  • Cadde isimlerinden önce.
  • Grup göller haricinde tekil göllerden bahsederken.
  • Sıradağlar haricindeki dağ isimlerinden önce.
  • Kıta isimlerinden önce.
  • Zincir adalar haricindeki ada isimlerinden önce.

Bunlardan önce, “the” KULLAN :

  • Akarsu, okyanus ve deniz isimlerinden önce.
  • Çöl, orma, körfez ve yarımada isimlerinden önce.
  • Ekvator, Kuzey Kutbu gibi yerkürenin belirli kesimlerinden bahsederken.
  • Orta Doğu, Batı gibi coğrafi konum belirtirken.

Determiner bir niteleyici sözcüktür ve bir isimden önce gelir .a/an/the bir determiner dır.Zamirler (pronouns – he-she-we-hers-ours gibi) bir determiner olamaz çünkü onları bir isim takip etmez.

  • specific determiners

The used computer you sold me.
Bana sattığın kullanılmış bilgisayar.

This lesson is very useful.
Bu ders çok faydalı.

My microprocessor is out of order due to high voltage.
Benim mikroişlemcim yüksek voltajdan dolayı bozuk.

General determiners dediğimiz genel niteleyici sözcükler , birşeyin ne yada kim olduğunu tam olarak açıklamadan nitelerler.

A few apples in the basket was really delicious.
Sepetteki birkaç elma gerçekten çok lezzetliydi.

I haven’t got any stocks in the bank.
Bankada hisse senedim yok.

GERUNDS AND INFINITIVES

A gerund is a noun formed from a verb with an –ing ending.
Gerunds have several functions:

Bir isim fiil, bir fiilin sonuna -ing eki getirilmesiyle oluşturulur.
İsim fiillerin birkaç kullanım alanı vardır.

Uses of Gerunds
İsim fillerin kullanım alanları
as the subject
özne olarak
Horse-racing is his favorite activity.
At yarışı onun en sevdiği etkinliktir.Smoking is hazardous to health.
Sigara içmek sağlığa zararlıdır.
as the subject
özne olarak
Mary loves eating chocolates very much.
Mary çikolota yemeyi çok seviyor.The soldiers practice shooting everyday.
Askerler her gün atış talimi yapıyorlar.
after prepositions
edatlardan sonra
Mary is very fond of playing basketball.
Mary basketbol oynamaya düşkündür.Children are bored of playing with the sand.
Çocuklar Kumla oynamaktan sıkılmış durumdalar.
after a possessive pronoun
bir iyelik zamirinden sonra
Excuse my disturbing you.
Sizi rahatsız etmemi mazur görünüz.Their friends clapped at her receiving the first prize.
Birincilik ödülünü alınca, arkadaşları onu alkışladılar.
as the complement of the verb “to be”
“to be” fiilinin tamamlayıcısı olarak
My hobby is collecting stamps.
Benim hobim pul toplamaktır.Your work is answering telephone calls.
Senin işin telefonlara cevap vermektir.

Here are some more examples:

The students try to avoid making the mistakes again.
Öğrenciler aynı hatayı tekrar yapmaktan kaçınmaya çalışıyorlar.

I can’t stand waiting here for such a long time.
Burada bu kadar uzun bir sure beklemeye dayanamıyorum.

May denied having broken the vase.
May vazoyu kırdığını inkar etti.

The children have finished doing their work.
Çocuklar ödevlerini yapmayı bitirdiler.

The students suggest going for a picnic the next day.
Öğrenciler ertesi gün bir pikniğe gitmeyi teklif ettiler.

I can’t tolerate his coming late again.
Yine geç kalmasına tolerans gösteremem.

These verbs are commonly followed by gerunds
Bu fiillerden sonra genellikle isim fiiller gelir

admit advice anticipate appreciate attempt avoid
begin can’t help complete consider delay deny
discuss dislike enjoy finish forget go
hate hasitate imagine intend keep like
love mention mind miss neglect postpone
practice prefer quit recall recollect recommend
regret remember resent resist risk start
stop suggest threaten tolerate try understand

Infinitives
Mastarlar

An infinitive is the simple form of the verb, usually prefaced by the word to.
Mastar fiilin yalın halidir, genellikle fiilin önüne to kelimesi getirilerek oluşturulur.

Uses of Infinitives
Mastarların kullanımları
as the subject
özne olarak
To win was my hope and my dream.
Kazanmak benim umudum ve rüyamdı.To bake a cake for the party is the father’s task.
Parti için bir pasta pişirmek babanın görevidir.
as the object
nesne olarak
I hope to succeed.
Başarmayı ümit ediyorum.I want to go home.
Eve gitmek istiyorum.
after adjectives
sıfatlardan sonra
It is good to talk.
Konuşmak iyidir.He was unwilling to share his knowledge with others.
Bilgisini diğer insanlarla paylaşmaya isteksizdi.
after an adjective + noun
bir sıfat + isimden sonra
This is the right thing to do.
Bu yapılması doğru olan şeydir.It was an astonishing way to behave.
Bu şaşırtıcı bir şekilde davranmaktı.
used as a shortened form of “in order to”
“in order to” ifadesinin kısaltılmışı olarak
You must take this medicine (in order) to get well.
İyileşmek için bu ilacı almalısın.She studies a lot (in order) to get good grades.
İyi notlar almak için çok çalışır.

Here are some more examples:
Daha fazla örnek:

To argue seems a pointless undertaking.
Tartışmak anlamsız bir girişim gibi gözüküyor.

It appears insensitive to reject the request outright.
Talebi tamamıyla reddetmenin duyarsızlık olduğu görülüyor.

The opportunity to play in the Premier League is too great to resist.
Premier Lig’de oynama fırsatına direnilmesi çok güç bir şey.

She was dismayed to find the bird gone.
Kuşun gittiğini görünce umutsuzluğa kapıldı.

They are eager for us to watch the game.
Oyunu izlememiz için can atıyorlar.

He began to realise what they meant.
Ne demek istediklerini anlamaya başladı.

He can’t decide whether to wear the King Kong or Dracula costume to the party.
Partiye King Kong kostümü mü Drakula kostümü mü giyeceğine karar veremez.

These verbs are commonly followed by infinitives
Bu fiillerden sonra genellikle mastarlar kullanılır

afford agree appear arrange attempt ask
beg begin care choose claim consent
decide demand desire expect fail deserve
forget go happen hate hasitate hope
intend know learn like love manage
mean need neglect offer plan prefer
prepare pretend promise refuse regret remember
seem start stop struggle swear tend
threaten try volunteer wait want wish

Infinitive-gerund comparison with some examples
Bazı örneklerle mastar – isim fiil karşılaştırması

Infinitive
Mastar
Gerund
İsim fiil
Remember
hatırlamak
Indicates the recalling of an action that one has to do in the future.
Bir kişinin gelecekte yapacağı bir işi hatırlaması.I must remember to telephone Tom tonight.
Bu gece Tom’a telefon etmeyi hatırlamalıyım
Indicates the recalling of an event that has already taken place.
Geçmişte gerçekleşmiş bir olayın hatırlanması.I remember telephoning Tom last week to arrange a meeting.
Geçen hafta bir buluşma ayarlamak için Tom’a telefon ettiğimihatırlıyorum.
Regret
Pişman olmak, üzgün olmak
IIndicates the regretting of an action that is going to happen.
Gelecekte gerçekleşecek bir eylemden ötürü üzgün olmayı ifade eder.We regret to notify you of the news.
Size haberi vermekten ötürü üzgünüz.
Indicates the regretting of an event that has already taken place.
Geçmişte gerçekleşmiş bir olaydan ötürü pişmanlık hissedildiğini ifade eder.I regret lending her the book.
Kitabı ona verdiğim için pişmanım.
Stop
Dur
Indicates the temporary stopping of a current action in order to do another action.
Süregelen bir eylemin, başka bir eylemi gerçekleştirmek üzere bir süreliğine durdurulduğunu ifade eder.Seeing that there was an accident, Mr. Hostopped to inform the police.
Bir kaza olduğunu görünce, Bay Ho polisibilgilendirmek üzere durdu.
Indicates the stopping of a current action.
Bir eylemin sona erdiğini anlatır.”Stop talking!” Ann shouted.
Ann “Konuşmayı kesin!” diye bağırdı.

In the examples below, there is no difference in meaning.
Aşağıdaki örneklerde, anlamlar arasında herhangi bir fark yoktur.

Infinitive
Mastar
Gerund
İsim fiil
Continue
Devam etmek
He continues to study after midnight.
Geceyarısından sonra çalışmaya devam ediyor.
He continues studying after midnight.
Çalışmasına geceyarısından sonra devam ediyor.
Need
Ihtiyaç duymak
The kitchen needs to be decorated.
Mutfak dekore edilmeye ihtiyaç duyuyor.
The kitchen needs decorating.
Mutfağın dekorasyona ihtiyacı var.

ADJECTIVES AND ADVERBS

Bir ismi tanımlayan sözcüğe sıfat (adjective) denir: a pretty girl,rainy weather, hardworkingstudents, a difficult question, etc.
Zarf (adverB) ise öncelikle bir fiili tanımlayan sözcüktür: speakfluently, walk slowly, cook well, playbadly, etc.
Bir zarf bir sıfatı ya da başka bir zarfı da niteleyebilir: very hot weather, an extremely difficult question, very fluently, unusually quickly, etc.
Zarflar genellikle sıfatın sonuna “-ly” ekinin getirilmesiyle oluşur: serious/seriously, bad/badly, extreme/extremely, etc.
Ancak, sıfat ve zarf biçimi aynı olan sözcökler de vardır: fast, hard, late, early, etc.

Sonu “-ly” ile biten her sözcük zarf olmayabilir. Friendly, lovely, elderly gibi sözcükler, sonu “-ly” ile bittiği halde sıfattır:  an elderly woman, a lovely day, a friendly voice, etc.
Sıfat ve zarfın cümle içindeki görevi, kullanımları ve çeişitli sıfat ve zarf yapılarını şimdi  inceleyelim.

ADJECTIVES
1-1 Sıfat, bir sıfat tamlamasında (adjective + a noun), ismin önünde yer alır ve sayılabilir tekil isimlerle tamlamanın başında a/an kullanılır. Eğer sıfat sayılamayan bir ismi (water, weather, work, etc.) ya da sayılabilen çoğul bir ismi (days, girls, students, etc.) tanımlıyorsa a/an kullanılmaz.
He is a good cook. 
She has a round face. 
This is hard work.
I don’t like to swim in cold water.
Those are nice shoes.
Our neighbours are really friendly people.

Sıfatlar yaygın olarak bebecome ve get fiilleri ile kullanılır. Seem, appear, look, feel, taste,
smell ve sound gibi duyu fiilleriyle de sıfat kullanılır. Çünkü bu fiiller bir eylem bildirmezler. Bir nesnenin durumunu ifade etmemizi sağlarlar.

be+adjective:
She was rather plump last year, but now she is slim.
The wages are rather low.

become/get+adjective:
She got/became happy when she learnt that she had passed the exam.
I’ll get/become angry if she doesn’t invite me.

seem/appear/look+adjective:
You look/seem/appear tired. Did you work hard in the office?
She looks/seems/appears pale. Is something wrong with her?

Seem ve appear’dan sonra to be + adjective de kullanabiliriz. Look’dan sonra to + infinitive gelmez.
Don’t try to speak to her. She seems/appears to be angry.
He seemed/appeared to be ill.

feel + adjective:

felt sad when I got the bad news.
Do you still feel tired? (=Are you still tired?)

taste + adjective:
The dinner tasted delicious. (=The dinner was delicious.)
This soup tastes awful. (=This soup is awful.)

smell + adjective:
The room smells awful.   (= There is an awful smell in the room.)
The rose smells nice. (= The rose has a nice smell.)

sound + adjective:
Gördüğümüz bir durumu ifade ederken look/seem/appear kullanılır. Duyduğumuz bir durumu ifade ederken ise sound kullanılır.
The music sounds a bit loud.
I talked to her on the phone. She sounded ill.
The teacher in the next classroom sounds rather angry.

1-2   THE ORDER OF THE ADJECTIVES

Bazen bir ismi birden fazla sıfatla tanımlayabiliriz. Bu durumda sıfatlan belli bir düzene göre sıralamamız gerekir. Bu konuda çeşitli kullanımlar bulunmasına rağmen, dilde yerleşmiş biçimiyle en yaygın kullanılan dizim şöyledir:
A) size (big, large, small, tall, short, long, etc.)
B) age (young, old, etc.)
C) shape (round, square, fat, slim, etc.)
D) colour (white, black, green, etc.)
E) material (plastic, cotton, wooden, woollen, etc.)
f) origin (French, Russian, Turkish, etc.)

a small round table
a new woollen sweater
an old wooden house
an expensive Swiss watch
a tall thin man
a tall young man

Eğer bu sıfatların dışında, beautiful, nice, lovely, fine gibi duygularımızı ifade eden sıfatlar varsa, bunlar sıralamanın en başında yer alır.

a lovely small wooden house
a nice old Turkish song
a clever little boy
an intelligent young Russian scientist

Pretty, bir başka sıfatın önünde yer alıyorsa ve aralarında virgül yoksa. “çok, oldukça” (quite, very) anlamına gelir.
Their daughter is a pretty tall girl, (quite/very tall girl)

Eğer pretty “hoş, g?zel” anlamyndaysa iki sıfat arasında virgül kullanılır.
Their daughter is a pretty, tall girl/a tall, pretty girl.

Sıfatların bu dizimi, bir sıfat tamlaması içerisinde önemlidir. Eğer sıfatlar, tanımladıkları isimden sonra kullanıyorsak, bu sıra o kadar önemli değildir ve iki sıfat arasında “and” kullanmak gerekir.
İstanbul is big and noisy.
İstanbul is big, noisy and crowded.
She is tall and thin.
Their son is clever and obedient.

Eğer bu sıfatlar, aynı nesnenin birbiriyle çelişen yönlerini tanımlıyorlarsa, arada “but”kullanmamız gerekir.
İstanbul is nice but polluted.
Their son is clever but disobedient.
She is very pretty but a little short.

 

WİSH CLAUSE

İstek ve pişmanlıklarında kullanırız.

A)Present Wish
Şu andaki istek ve şikayetlerimiz için

I wish/ıf only+Simple past tense

Cümlelerin anlamı olumlu ise olumsuz,olumsuz ise olumlu olacaktır.

I am ill now. => I wish I weren`t ill now.
(+)                             (-)
My Father goes to cafe everday =>My father wishes he didin’t go to cafe everyday.

I get tired easily=>I wish I didn’t get tired easily
(+)                                   (-)
B)Wish for Abilitiy
Yeteneklerimiz için kullanırız.

I wish/ıf only S+could+V1

Olumlu cümle olumsuz,olumsuz cümle ramerce olumlu yapılır.

I can’t svim very well.=> I wish I could swim very well
(-)                                        (+)
ben iyi yüzemem        => keşke ben iyi yüzebilsem

Ahmet can’t sing songs.=>Ahmet wishes he could sing songs
C)Wish for Future
Gelecekle ilgili istek için kullanırız

I wish/If only+S+would+V1

Olumlu cümle olumsuz cümleye,olumsuz cümle olumlu cümleye çevrilir.
I won’t go to Antalya next year=>I wish Iwould go to Antalya next year.
(ilk cümle anlamca olumsuz ve ben antalyaya gelecek yıl gidemiyeceğim anlamı var. ikinci cümle anlamca olumlu ve keşke senye antalya gidebilsem amlımı var.)
Peter won’t drive to the house in the afternoon
(anlamca olumusuz ve Peter öğlen evde süremez diyor)
Peter wishes he would drive to the house in the afternoon
(anlamca olumlu ve peter öğlen sürebilse anlamı taşıyor.)

D)Wish for someone
Bir başkasının olumsuz yada yanlış davranışlarını düzelmesi ile ilgili olan konular da kullanırız.

I wish/If only+S+would+V1
a)situation                                        b)action
to be verbs(am is are)                          (would)

Bu bölümde farklılık şudur: Anlattığımız olay durağan (situtation) ise  am is are kullanılır ve would kullanılmaz.
Eğer anlattığımız olay hareketlilik varsa yani(action) ise burada am is are kullanılmaz sadece would kullanırız.

Olumulu cümle olumsuza olumsuz cümle olumlu ya çevrilir.

My best friend tells lies too much(arkadaşı hakkında bir yorum yapıyor.)
I wish my best friend wouldn’t tell lies too much(burada da arkadşı hakkında isteğini bildiriyor)

E)Past Wishes
Geçmişle ilgli istek ve şikayetlerde
Olumlu cümle olumsuza ,olumsuz cümle olumluya çevrilecek

I wish/If only +past perfect Tense

I lost my new wallet .(ben yeni cüzdamı kaybettim)
(+)
I wish I hadn’t lost my new wallet.(Yeni cüzdanımı keşke kaybetmeseydim)
(-)


PASSIVE VOİCES

Passive voice “edilgen” anlamındadır. Bir cümlenin Active kullanımında yüklemi yapan bellidir ve  özne olarak adlandırılır.  Passive kullanımında ise özne yüklemden etkilenir. Ayrıca eylemi yapanın, yani öznenin bilinmediği veya önemli olmadığı durumlarda passive kullanılır.

Active: I saw him. (Onu gördüm.)
Passive: He was seen by me. (O benim tarafımdan görüldü.)

(Bu örnekte görüldüğü gibi aktive cümlenin nesnesi pasif cümlenin öznesi konumuna geçmektedir.)

Passive: The window was broken. (Cam kırıldı.)

(Bu cümlede camı kimin kırdığının önemi yoktur. Anlatılmak istenen sadece camın kırılmış olmasıdır.)

Bilindiği gibi bazı fiiller yüklem olduklarında nesne alırlar ve böyle fiiller “geçişli fiiller”dir. Nesne almayan fiillere ise “geçişsiz fiiller” denir. Geçişsiz fiillerin bulunduğu bir cümlede yükleme maruz kalmayan bir nesne olmadığı için passive formu da olamaz.
Example:
Active: Ben iyi yüzerim (Bu cümlede yüzmek geçişsiz bir fiildir.)
Passive: Ben iyi yüzülürüm. (Yanlış! Yüzmek fiilinin pasifi olmaz.)

Bunun gibi gitmek, gelmek, uyumak gibi fiiller de geçişsiz fiillerdir.
Inglizce’de bütün active zamanların passive formu vardır. Active bir cümleyi passive’e çevirirken sadece yardımcı fiil üzerinde değişiklik yapılır ve fiil üçüncü haliyle gelir. Bu bütün zaman veya modallarda aynıdır. 
Örnek: to break – to be broken

Tüm zamanlarda active-passive formunu inceleyelim.

S. Present: He writes a letter. A letter is written by him. (Bir mektup onun tarafından yazılır)

S. Past: He wrote a letter. A letter was written by him. (………..yazıldı.)

S.Future: He will write a letter. A letter will be written by him.(…………….yazılacak.)

Pr. Perfect: He have written a letter. A letter has been written by him.(…………yazılmış.)

Past Perfect: He had written a letter. A letter had been written by him.(…………yazılmıştı.)

Present Cont.: He is writting a letter. A letter is beingn written by him.(…………..yazılıyor.)

Past Cont: He was writting a letter. A letter was being written by him.(………….yazılıyordu.)

Future Cont.: He will be writting a letter. A letter will be beingn written by him.(………….yazılıyor olacak.)

Present Perfect Cont.: He has been waiting a letter. A letter has been beingn written by him. (……..yazılmaktadır.)

Past Perfect Cont.: He had been waiting a letter. A letter had been beingn written by him. (……..yazılmaktaydı.)

Future Perfect Cont.: He will have been waiting a letter. A letter will have been beingn written by him. (……..yazılmakta olacak.)


Eğer cümlede “be” fiilinden sonra V3 varsa mutlaka pasif bir cümledir. Normalde “be” fiilinden sonra gelen fiil “ing” takısı alır. Yani eğer “ing” takısı yoksa mutlaka “V3″ gelmiştir ve cümle pasiftir. .

He is known by everyone in the area. (O bölgedeki herkes tarafından tanınır veya tanınıyor.)

He was found guilty by the jury. (O jui tarafından suçlu bulundu.)

Over the last months, this book has been sold very well. (Geçen aylarda bu kitap çok iyi satılmış.)

The robbers had been followed by the police. (Soyguncular polis tarafından takip edildi.)

He will be appointed as the new chairman. (Yeni bir başkan olarak atanacak.)

İki Nesneli Cümlelerde Passive Form

Eğer cümlede iki adet nesne varsa bunlardan biri “indirect object” diğeriyse “Direct object”tir. İki nesneli bir cümle iki farklı şekilde Passive yapılabilir. Bu cümlelerde kullanılan fiiller şunlardır:

Leave: ayrılmak
Send: öndermek
Lend: ödünç vermek
Show: göstermek
Order: emretmek
Tell: söylemek
Pay: demek
Bring: getirmek
Promise: söz vermek
Give: vermek
Refuse: red etmek

EXAMPLES

I gave him a gift. (Ona bir hediye verdim.)

Yukarıdaki cümlenin iki nesnesi vardır. İndirect object = him, Direct object = gift’ tir. Bu durumda aynı anlamda olan iki farklı passive şekli vardır.

He was given a gift by me. (O’na bir hediye benim tarafımdan verildi.)

A gift was given to him by me. (Bir hediye ona benim tarafımdan verildi.)

Yukarıdaki cümle için şuna dikkat çekmek gerekir: İki nesneli cümlelerde passive formu yazarken “yalın object” başa alındığında “indirect object”ten önce “to” yazılır.

Passive voice “edilgen” anlamındadır. Bir cümlenin Active kullanımında yüklemi yapan bellidir ve  özne olarak adlandırılır.  Passive kullanımında ise özne yüklemden etkilenir. Ayrıca eylemi yapanın, yani öznenin bilinmediği veya önemli olmadığı durumlarda passive kullanılır.

Active: I saw him. (Onu gördüm.)
Passive: He was seen by me. (O benim tarafımdan görüldü.)

(Bu örnekte görüldüğü gibi aktive cümlenin nesnesi pasif cümlenin öznesi konumuna geçmektedir.)

Passive: The window was broken. (Cam kırıldı.)

(Bu cümlede camı kimin kırdığının önemi yoktur. Anlatılmak istenen sadece camın kırılmış olmasıdır.)

Bilindiği gibi bazı fiiller yüklem olduklarında nesne alırlar ve böyle fiiller “geçişli fiiller”dir. Nesne almayan fiillere ise “geçişsiz fiiller” denir. Geçişsiz fiillerin bulunduğu bir cümlede yükleme maruz kalmayan bir nesne olmadığı için passive formu da olamaz.
Example:
Active: Ben iyi yüzerim (Bu cümlede yüzmek geçişsiz bir fiildir.)
Passive: Ben iyi yüzülürüm. (Yanlış! Yüzmek fiilinin pasifi olmaz.)

Bunun gibi gitmek, gelmek, uyumak gibi fiiller de geçişsiz fiillerdir.
Inglizce’de bütün active zamanların passive formu vardır. Active bir cümleyi passive’e çevirirken sadece yardımcı fiil üzerinde değişiklik yapılır ve fiil üçüncü haliyle gelir. Bu bütün zaman veya modallarda aynıdır. 
Örnek: to break – to be broken

Tüm zamanlarda active-passive formunu inceleyelim.

S. Present: He writes a letter. A letter is written by him. (Bir mektup onun tarafından yazılır)

S. Past: He wrote a letter. A letter was written by him. (………..yazıldı.)

S.Future: He will write a letter. A letter will be written by him.(…………….yazılacak.)

Pr. Perfect: He have written a letter. A letter has been written by him.(…………yazılmış.)

Past Perfect: He had written a letter. A letter had been written by him.(…………yazılmıştı.)

Present Cont.: He is writting a letter. A letter is beingn written by him.(…………..yazılıyor.)

Past Cont: He was writting a letter. A letter was being written by him.(………….yazılıyordu.)

Future Cont.: He will be writting a letter. A letter will be beingn written by him.(………….yazılıyor olacak.)

Present Perfect Cont.: He has been waiting a letter. A letter has been beingn written by him. (……..yazılmaktadır.)

Past Perfect Cont.: He had been waiting a letter. A letter had been beingn written by him. (……..yazılmaktaydı.)

Future Perfect Cont.: He will have been waiting a letter. A letter will have been beingn written by him. (……..yazılmakta olacak.)


Eğer cümlede “be” fiilinden sonra V3 varsa mutlaka pasif bir cümledir. Normalde “be” fiilinden sonra gelen fiil “ing” takısı alır. Yani eğer “ing” takısı yoksa mutlaka “V3″ gelmiştir ve cümle pasiftir. .

He is known by everyone in the area. (O bölgedeki herkes tarafından tanınır veya tanınıyor.)

He was found guilty by the jury. (O jui tarafından suçlu bulundu.)

Over the last months, this book has been sold very well. (Geçen aylarda bu kitap çok iyi satılmış.)

The robbers had been followed by the police. (Soyguncular polis tarafından takip edildi.)

He will be appointed as the new chairman. (Yeni bir başkan olarak atanacak.)

İki Nesneli Cümlelerde Passive Form

Eğer cümlede iki adet nesne varsa bunlardan biri “indirect object” diğeriyse “Direct object”tir. İki nesneli bir cümle iki farklı şekilde Passive yapılabilir. Bu cümlelerde kullanılan fiiller şunlardır:

Leave: ayrılmak
Send: öndermek
Lend: ödünç vermek
Show: göstermek
Order: emretmek
Tell: söylemek
Pay: demek
Bring: getirmek
Promise: söz vermek
Give: vermek
Refuse: red etmek

EXAMPLES

I gave him a gift. (Ona bir hediye verdim.)

Yukarıdaki cümlenin iki nesnesi vardır. İndirect object = him, Direct object = gift’ tir. Bu durumda aynı anlamda olan iki farklı passive şekli vardır.

He was given a gift by me. (O’na bir hediye benim tarafımdan verildi.)

A gift was given to him by me. (Bir hediye ona benim tarafımdan verildi.)

Yukarıdaki cümle için şuna dikkat çekmek gerekir: İki nesneli cümlelerde passive formu yazarken “yalın object” başa alındığında “indirect object”ten önce “to” yazılır.

Passive voice “edilgen” anlamındadır. Bir cümlenin Active kullanımında yüklemi yapan bellidir ve  özne olarak adlandırılır.  Passive kullanımında ise özne yüklemden etkilenir. Ayrıca eylemi yapanın, yani öznenin bilinmediği veya önemli olmadığı durumlarda passive kullanılır.

Active: I saw him. (Onu gördüm.)
Passive: He was seen by me. (O benim tarafımdan görüldü.)

(Bu örnekte görüldüğü gibi aktive cümlenin nesnesi pasif cümlenin öznesi konumuna geçmektedir.)

Passive: The window was broken. (Cam kırıldı.)

(Bu cümlede camı kimin kırdığının önemi yoktur. Anlatılmak istenen sadece camın kırılmış olmasıdır.)

Bilindiği gibi bazı fiiller yüklem olduklarında nesne alırlar ve böyle fiiller “geçişli fiiller”dir. Nesne almayan fiillere ise “geçişsiz fiiller” denir. Geçişsiz fiillerin bulunduğu bir cümlede yükleme maruz kalmayan bir nesne olmadığı için passive formu da olamaz.
Example:
Active: Ben iyi yüzerim (Bu cümlede yüzmek geçişsiz bir fiildir.)
Passive: Ben iyi yüzülürüm. (Yanlış! Yüzmek fiilinin pasifi olmaz.)

Bunun gibi gitmek, gelmek, uyumak gibi fiiller de geçişsiz fiillerdir.
Inglizce’de bütün active zamanların passive formu vardır. Active bir cümleyi passive’e çevirirken sadece yardımcı fiil üzerinde değişiklik yapılır ve fiil üçüncü haliyle gelir. Bu bütün zaman veya modallarda aynıdır. 
Örnek: to break – to be broken

Tüm zamanlarda active-passive formunu inceleyelim.

S. Present: He writes a letter. A letter is written by him. (Bir mektup onun tarafından yazılır)

S. Past: He wrote a letter. A letter was written by him. (………..yazıldı.)

S.Future: He will write a letter. A letter will be written by him.(…………….yazılacak.)

Pr. Perfect: He have written a letter. A letter has been written by him.(…………yazılmış.)

Past Perfect: He had written a letter. A letter had been written by him.(…………yazılmıştı.)

Present Cont.: He is writting a letter. A letter is beingn written by him.(…………..yazılıyor.)

Past Cont: He was writting a letter. A letter was being written by him.(………….yazılıyordu.)

Future Cont.: He will be writting a letter. A letter will be beingn written by him.(………….yazılıyor olacak.)

Present Perfect Cont.: He has been waiting a letter. A letter has been beingn written by him. (……..yazılmaktadır.)

Past Perfect Cont.: He had been waiting a letter. A letter had been beingn written by him. (……..yazılmaktaydı.)

Future Perfect Cont.: He will have been waiting a letter. A letter will have been beingn written by him. (……..yazılmakta olacak.)


Eğer cümlede “be” fiilinden sonra V3 varsa mutlaka pasif bir cümledir. Normalde “be” fiilinden sonra gelen fiil “ing” takısı alır. Yani eğer “ing” takısı yoksa mutlaka “V3″ gelmiştir ve cümle pasiftir. .

He is known by everyone in the area. (O bölgedeki herkes tarafından tanınır veya tanınıyor.)

He was found guilty by the jury. (O jui tarafından suçlu bulundu.)

Over the last months, this book has been sold very well. (Geçen aylarda bu kitap çok iyi satılmış.)

The robbers had been followed by the police. (Soyguncular polis tarafından takip edildi.)

He will be appointed as the new chairman. (Yeni bir başkan olarak atanacak.)

İki Nesneli Cümlelerde Passive Form

Eğer cümlede iki adet nesne varsa bunlardan biri “indirect object” diğeriyse “Direct object”tir. İki nesneli bir cümle iki farklı şekilde Passive yapılabilir. Bu cümlelerde kullanılan fiiller şunlardır:

Leave: ayrılmak
Send: öndermek
Lend: ödünç vermek
Show: göstermek
Order: emretmek
Tell: söylemek
Pay: demek
Bring: getirmek
Promise: söz vermek
Give: vermek
Refuse: red etmek

EXAMPLES

I gave him a gift. (Ona bir hediye verdim.)

Yukarıdaki cümlenin iki nesnesi vardır. İndirect object = him, Direct object = gift’ tir. Bu durumda aynı anlamda olan iki farklı passive şekli vardır.

He was given a gift by me. (O’na bir hediye benim tarafımdan verildi.)

A gift was given to him by me. (Bir hediye ona benim tarafımdan verildi.)

Yukarıdaki cümle için şuna dikkat çekmek gerekir: İki nesneli cümlelerde passive formu yazarken “yalın object” başa alındığında “indirect object”ten önce “to” yazılır.

CONJUCTIONS

Conjunctions join sentence elements such as words, phrases, or clauses.
Bağlaçlar cümle içerisindeki kelimeleri, öbekleri ve cümlecikleri birbirine bağlar.

Uses of conjunctions
Bağlaçların kullanımları

Use 1
Kullanım 1

Conjunctions can be used to join together two words, phrases, or clauses, which are both equally important.
Bağlaçlar, eşit öneme sahip iki kelimeyi, öbeği ya da cümleciği birbirine bağlar.

And
Ve
For
için
Or
ya da
Yet
henüz
But
ama
Nor
ne de
So
böylece

Nor, for, and so can only join independent clauses.
Nor, for ve so sadece bağımsız cümlecikleri birbirine bağlayabilir.

Examples:
Örnekler:

We can study math or English.
Matematik ya da İngilizce çalışabiliriz.

The conjunction “and” is linking two nouns.
Bağlaç “ve” iki ismi birbirine bağlıyor.

We can go to the park or to the zoo.
Parka ya da hayvanat bahçesine gidebiliriz.

The conjunction “or” is linking the phrase “to the park” with the phrase “to the zoo.”
Bağlaç “ya da“, “parka” ve “hayvanat bahçesine” öbeklerini birbirine bağlıyor.

He gave me his phone number but I lost it.
Bana telefon numarasını verdi ama ben kaybettim.

The conjunction “but” is connecting two clauses of equal status:
The two facts are equally true and neither is made dependent on the other.

Bağlaç “ama” eşit durumdaki iki cümleciği bağlıyor:
Bu iki durum eşit derecede doğrudurlar ve hiçbiri diğerine bağlı değildir.

More examples:
Daha fazla örnek:

And
Ve

“Ahmet sent in her applications and waited by the phone for a response.”
“Ahmet başvurularını gönderdi ve telefonun yanında bir cevap için bekledi.”

“Willie heard the weather report and promptly boarded up his house.”
“Willie hava raporunu duydu ve hemen evine girdi.”

“Juanita is brilliant and Shalimar has a pleasant personality.”
“Juanita çok zekidir ve Shalimar hoş bir kişiliğe sahiptir.”

“Hartford is a rich city and suffers from many symptoms of urban blight.”
“Hartford zengin bir şehirdir ve şehir bozulmasından etkilenmektedir.

“Charlie became addicted to gambling — and that surprised no one who knew him.”
“Charlie kumara alıştı - ve bu onu tanıyan hiç kimseyi şaşırtmadı.

But
Ama

“Joey lost a fortune in the stock market, but he still seems able to live quite comfortably.”
“Joey borsada bir servet kaybetti ama hala oldukça konforlu bir yaşam sürebiliyor.

“I bought a cellular phone, but my father did not like it.”
“Bir cep telefonu aldım ama babam beğenmedi.”

Or
Ya da

“We can broil chicken on the grill tonight, or we can just eat leftovers.”
“Bu gece tavuk kızartabiliriz ya da önceden kalanları yiyebiliriz.”

“You can study hard for this exam or you can fail.”
“Bu sınav için iyi çalışabilirsin, ya da kalırsın.”

Nor
Ne… Ne de…

“He is neither sane nor brilliant.”
“O ne makul ne de çok zeki biri.”

“That is neither what I said nor what I meant.”
“O ne benim söylediğim, ne de benim kastettiğimdir.”

Yet
Buna rağmen

“John plays basketball well, yet his favorite sport is badminton.”
“John basketbolu iyi oynar, buna rağmen en sevdiği spor badmintondur.”

“The visitors complained loudly about the heat, yet they continued to play golf every day.”
“Ziyaretçiler sıcaklıktan yüksek sesle şikayet ettiler, buna rağmen her gün golf oynamaya devam ettiler.

For
İçin

“I bought two tickets for Cem Yılmaz show.”
“Cem Yılmaz gösterisi için iki billet aldım.”

“I am waiting for the bus.”
“Otobüs için bekliyorum.”

So
Sonuç olarak

“Jack has always been nervous in large gatherings, so it is no surprise that he avoids crowds of his adoring fans.”
“Jack büyük kalabalıklarda her zaman sinirli olmuştur, sonuç olarak hayranlarından oluşan kalabalıklardan uzak durması bir sürpriz değil.”

So, the sheriff peremptorily removed the child from the custody of his parents.”
Sonuç olarak, şerif çocuğu ailesinin gözetiminden aldı.”

Some conjunctions work in pairs. They join words, phrases, and clauses, as well as whole sentences. The most common pairs are:
Bazı bağlaçlar çiftler halinde kullanılır. Kelimeleri, öbekleri ve cümlecikleri birleştirdikleri gibi, cümleleri de birleştirirler. En sık kullanılan çiftler şunlardır:

both … and
hem hem
neither … nor
ne … ne de
either … or
ya … ya
not only … but also
sadece … değil, … de

Examples:

I enjoyed both reading the book and seeing the movie.
Hem kitabı okumaktan hem de filmi izlemekten zevk aldım.

You can go neither to the theater nor to the movie.
Ne tiyatroya ne de sinemaya gidebilirsin.

We can study either math or English.
Ya matematik, ya İngilizce çalışabiliriz.

not only lost his phone number, but also forgot where he lived.
Sadece telefon numarasını kaybetmedim, nerede yaşadığını da unuttum.

Use 2
Kullanım 2

Conjunctions can be used to connect clauses of unequal status. When used this way, a conjunction introduces a dependent clause, which is unable to stand alone as a complete sentence.
Bağlaçlar eşit durumda olmayan cümlecikleri bağlamak için de kullanılabilir. Bu şekilde kullanıldığında, bağlaç tek başına tam bir cümle olmayan ve bağımsız olmayan bir cümlecik oluşturur.

Common conjunctions used this way are:
Bu şekilde sıkça kullanılan bağlaçlar:

After
Sonra
even if
bile
That
O,ki
When
-de iken,iken
Although
-e rağmen
even though
-e rağmen
Though
Yine de
as if
-mışcasına
If
eğer
Unless
-diği sürece
as though
-mış gibi
in order that
-mek, -ması için
Until
-e kadar
as long as
-dığı sürece
rather than
yerine
when(ever)
ne zaman
(her zaman)
Because
Çünkü
Since
-den beri
where(ever)
nerede
(whereever)
Before
önce
so that
böylece
Whether
-ip -mediği

Examples:
Örnekler:

I stopped at the bank after I went to the grocery store.
Manava gittikten sonra bankada durdum.

They went on a picnic although it was raining.
Yağmur yağmasına rağmen pikniğe gittiler.

He treated as if he was a king.
Sanki kralmışcasına davrandı.

He walks as though he was an old man. (But in fact he’s a young man)
Yaşlı bir adammış gibi yürüyordu (ama gerçekte genç biriydi).

You can go out as long as you come home before midnight.
Geceyarısından önce döndüğün sürece dışarı istediğin kadar çıkabilirsin.

I took my umbrella because it was raining.
Şemsiyemi aldım çünkü yağmur yağıyordu.

We left before the game was over.
Oyun bitmeden önce ayrıldık.

Even if I were to ask him, he would answer vaguely.
Ona sorsak bile, anlaşılmaz şekilde cevaplayacaktır.

He bought the car even though it was expensive.
Pahalı olmasına rağmen arabayı satın aldı.

If it rains, I will use an umbrella.
Eğer yağmur yağarsa, bir şemsiye kullanırım.

In order that you may pass the exam, we recommend you read through all your notes.
Sınavı geçebilmeniz için, tüm notlarınızı okumanızı öneriyoruz.

How to be happy and well rather than sad and sick?
Üzgün olmak ve kötü hissetmek yerine nasıl mutlu ve iyi hissedilir?

It has been a year since I saw her.
Onu gördüğümden beri bir yıl oldu.

I am saving money so that I can buy a car.
Para biriktiyorum, böylece bir araba alabileceğim.

The word processor that is used most often is WordPerfect.
En sık kullanılan kelime işlemci WordPerfect’tir.

It’s hard work; I enjoy it though.
Zor iş, yine de hoşlanıyorum.

Unless she hurries up, we won’t arrive in time.
Acele etmediği sürece, zamanında varamayacağız.

Yesterday, he lay in bed until ten o’clock.
Dün, saat ona kadar yatakta yattı.

He went to the Guggenheim museum when he was in New York.
New York’ta iken Guggenheim Müzesi’ne gitti.

Whenever he wasn’t feeling well, he would just sleep.
Ne zaman kendini iyi hissetmese, uyuyuverirdi.

She asked where he was.
Nerede olduğunu sordu.

Wherever there are computers, there is software.
Bilgisayarların olduğu her yerde, yazılım vardır.

Parents should consider whether their children want to go school alone or not.
Ebeveynler, çocuklarının okula tek başına gidip gitmek istemediğini göz önüne almalılardır.

While I was at the bathroom, he was watching TV.
Ben banyodayken, o televizyon seyrediyordu.

ADJECTIVE CLAUSE

Relative clauses’a İngilizce’de Adjectival Clauses diye de telaffuz edilmektedir. Türkçedeki sıfat cümleciği formunun İngilizce halidir. İsminde de görüldüğü gibi bu cümle (cümle olarak) isimlere (ve de değişik cümlelere) sıfatlık yapmaktadır.

Yakışıklı adam
sıfat isim

Hale’nin gördüğü adam
sıfat cümleciği isim

Gençken arabayla hız yapardık ki çok tehlikeliydi.
cümle sıfat cümleciği

Bu bölümde daha çok isimleri niteleyen relative clause ları irdeliyeceğiz, cümleleri niteleyenlerden de söz edeceğiz. İngilizcede iki tür relative clause vardır. Şimdi bunları göz atalım.

 

2. Defining relative clauses

 

Bu tür relative claues hangi sorusuna cümle olarak yanıt vermede kullanılır. Ardından gelen ismi nitelendirir. Bu cümlecik olmadığı zaman cümleyi söyleyenin söylemek istediğinde ki anlam anlaşılmaz, cümle eksik olur. Bu yapısıyla relative clause içinde bulunduğu ana cümlenin olmazsa olmazıdır. Bu yüzden virgül içinde telefuz edilmez.

Relative clause ana cümle içerisindeki niteleyecek olduğu ismin hemen ardından gelir ve ondan (relative clause) sonra ana cümlenin sonuna gelir.

İnsanlar cümlede nitelenecek oldukları vakit relative clause who, whom veya that ile başlar. Nitelenen isim kendisini niteleyen relative clause’un öznesi ise who veya that; nesnesi ise who, whom veya that tercih edilir.

 

3. Relative pronoun who / that as subject

 

Artık relative pronoun’un cümlenin öznesi olduğu duruma bakalım.

The woman who is sitting in the back of the train is a nurse.
Trenin arka tarafında oturan kadın hemşiredir.

Bu cümle aslında iki cümlenin bir araya gelmesiyle oluşmuştur..
1. The woman is a nurse.
2. The women is sitting at the back of the train.
The woman / who is sitting in the back of the train / is a nurse.
( the man)

Anlaşıldığı üzere “who is sitting at the back on the train” cümlesi bir bütün olarak the woman’ı nitelemekte, ona sıfatlık etmektedir. Birleştirilmiş olan cümlede who, ana cümledeki the woman’in yerine kullanılmaktadır ve sıfat cümlesi olan; who is sitting in the back of the train cümlesinin öznesi haline gelmiştir. Bu tür cümlelerde who nun yerine that tercih edilebilinir. Fakat whom kullanılması uygun olmamaktadır.

The man wants to go to hospital.
Adam hastaneye gitmek istiyor.

The man is wearing a blue hat.
Adam mavi bir şapka takıyor.

The man who / that is wearing a blue hat wants to go to hospital.
Mavi bir şapka takan adam hastaneye gitmek istiyor.

4. Relative pronoun who(m) / that as object

Şimdi de nesne olmasına göz atalım.

The woman whom we saw at the zoo last night is a doctor.
Dün gece hayvanat bahçesinde gördüğümüz kadın doktordur.

Bu cümle de iki cümlenin bir araya gelme durumudur.
1. The woman is a doctor.
2. We saw the man at the zoo last night.
The woman / whom we saw at the zoo last night / is a doctor.
the woman

Anlaşıldığı gibi bu cümlede de whom we saw at the zoo last night cümlesi her şeyiyle tam olarak the woman i nitelemekte, ona sıfatlık yapmaktadır. Birleştirilmiş olan cümlede whom, ana cümledeki the woman ın yerine tercih edilmekte ve sıfat cümlesi olan whom we saw at the zoo last night cümlesinin nesnesi halindedir. Bu tür cümlelerde whom yerine who veya that kullanılır.

The boy is my friend’s brother.
Erkek arkadaşımın kardeşidir.

You like the boy very much.
Erkeği çok beğeniyorsun.

The boy whom / who / that you like very much is my friend’s brother.
Çok beğendiğin erkek arkadaşımın kardeşidir.

Fakat dikkat edilmesi gereken konu mevcuttur:
The woman who(m) / that my mother is talking to is a pilot.
Annemin konuştuğu kadın pilottur.

Bu cümle iki cümleden oluşmuştur.
1. The woman is a pilot.
2. My mother is talking to the woman.
The woman who(m) / that my mother is talking to is a pilot.

Altı çizilerek belli edilmiş preposition gibi değişik cümlelerde kullanılan değişik preposition’lar da bazen relative clause’ın son bulmasıyla değil başlamasıylada tercih edilebilir. İşte bu durumda yalnızca whom tercih edilir.

The woman to whom my mother is talking is a pilot .
Annemin konuştuğu kadın pilottur.

Bu cümlede whom dan önce to kullanılmıştır. Burada whom yerine who ya da that’i tercih etmek olası değildir.

Şimdi bir örnek daha verelim:

The pilot is our neighbour.
Postacı komşumuzdur.

A dog is running after the postman.
Bir köpek postacıyı kovalıyor.

Bu cümleler iki şekilde birleştirilebilir.
The pilot who(m) / that a dog is running after is our neighbour.
The pilot after whom a dog is running is our neighbour.
Birinci cümlede ister who, ister whom, isterse that tercih edilebilir. Fakat ikinci cümlede sadece whom tercih edilmelidir. who ya da that tercih edilmemelidir.

 

5. Omission of who(m) / that : “Who(m)” ve “That” olmadan kullanım

 

Nitelenen ismin kendisini niteleyen cümlenin nesnesi görevini üstlendiği zaman woman who, whom ve that cümleden atılabilir.

The woman who (m) / that we saw at the zoo last week is a teacher . = (The woman we saw at the zoo last week is a teacher.)
The woman to whom my father is talking is a teacher. = (The woman my father is talking to is a teacher.)
The girl who (m) / that you like very much is my friend’s sister. = (The girl you like very much is my
friend’s sister.)
The teacher after whom a dog is running is our neighbour. = (The teacher a dog is running after is our
neighbour.)

 

6. Relative pronoun which / that

 

Canlı olmayan varlıklar ya da insan dışındaki canlılar niteleneceği zaman relative clause, which ya da that ile başlatılır. Nitelenen isim kendisini niteleyen cümlenin öznesi ya da nesnesi olsun bir şey değişmez.

 

7. Relative pronoun which / that as subject

 

Şimdi özne olmasına göz atalım.

The table which has very thin legs is very sensitive.
Çok ince bacakları olan masa çok hassastır.

Bu cümle de iki cümleden oluşmuştur.

1. The table is very sensitive.
2. The table has very thin legs.
The table / which has very thin legs / is very sensitive.
the table

Anlaşıldığı üzre which has very thin legs cümlesi bölünmez bir parça olan the table i niteleyip sıfatlık yapmaktadır. Birleştirilmiş olan cümlede which ana cümledeki the table in yerine tercih edilmekte ve sıfat cümlesi olan which has very thin legs cümlesinin öznesi durumuna gelmektedir. Bu tür cümlelerde which’in yanı sıra onun yerine that kullanılabilir.

I want to sit on the table.
Masada oturmak istiyorum.

The table is at the corner.
Masa köşede.

I want to sit on the table which / that is at the corner.
Köşedeki masaya oturmak istiyorum.

 

8. Relative pronoun which / that as object

 

Şimdi de nesne olmasına bir göz atalım.

The table which my boy likes has a very hard surface.
Oğlumun sevdiği masanın çok sert bir yüzeyi var.

Bu cümle de iki cümlenin birleştirilmiş halidir.
1. The table has a very hard surface.
2. My boy likes the table.
The table / which my boy likes / has a very hard surface.

Anlaşıldığı üzere bu cümlede de which my boy likes cümlesi, the table i nitelemektedir. Yan yana getirilmiş olan bu cümlede which, ana cümledeki the table in yerine almakta ve sıfat cümlesi olan which my boy likes ın nesnesi halindedir. Bu tür cümlelerde which yerine that tercih edilebilir.

Şimdi değişik bir örnek cümle daha yapalım:

The cat is my friend’s cat.
My sister likes the cat much.

The cat which / that my sister likes much is my friend’s cat.
Ama bu örnekte da dikkat edilmesi gereken bir noktaya parmak basmakta fayda var.

The diamond which / that we are looking for is very valuable.
Aradığımız elmas çok değerlidir.

Bu cümlede altı çizili olan preposition gibi değişik cümlelerde tercih edilen başka prepositionlar da bazı durumlarda relative clause’ın sonunun yerine başlangıçta yazılabilir. İşte bu hallerde yalnızca which tercih edilir, that tercih edilmez.

The diamond for which we are looking is very valuable.
Bu cümlede which den önce for yer almıştır. Burada which’in dışında that’i tercih etmek olası değildir.

Başka bir benzer cümle daha kuralım..
They are seeing the cat which / that a dog is barking at.
Köpeğin havladığı kediyi izliyorlar.

They are seeing the cat at which a dog is barking.
Köpeğin havladığı kediyi izliyorlar.

Birinci cümlede tercihe göre which, veya that tercih edilebilir.Ama ikinci cümlede which yerine that tercih edilemez.

 

9. Omission of which / that

 

Nitelenen isim kendisini niteyelen cümlenin nesnesi durumuna düştüğü zamanlarda which veya that cümleden atılabilir..

The seat which / that my daughter likes has a very hard cushion. = (The seat my daughter likes has a very hard cushion.)
The cat which / that my brother likes much is my friend’s cat. = (The cat my brother likes much is my friend’s cat. )
The box for which we are seeing is very worthless. = (The box we are seeing for is very worthless.)

10. Relative pronoun “whose”

İnsanlar ya da insanlar dışında ki canlı cansız tüm varlıklar, sahip oldukları bir şeyden söz ederek niteleyeceğimiz vakit whose sözcüğünü tercih ederiz.

1. The woman whose son wants to see you is a friend of mine.
Oğlu sizi görmek isteyen kadın ( benim ) arkadaşımdır.

2.
 The policeman whose watch a thief stole last week is very sad.
Saatini geçen hafta bir hırzısın çaldığı polis çok üzgündür
.
Şimdi bu birleşik cümlelerin, kendilerini oluşturan cümleleri bir göz atalım.
1. The man is a friend of mine. His son wants to see you.
2. The policeman is very sad. A thief stole his watch last week.
3. You can’t sit on the chair whose legs are broken.
Ayakları kırık olan sandalyeye oturamazsın.
You can’t sit on the chair. Its legs are broken.

4. The dog whose tail is very long eats more than the others.
Kuyruğu uzun olan köpek diğerlerinden daha çok yiyor.

The dog eats more than the others. Its tail is very long.

11. Relative pronoun “where”

Mekan isimleri niteleneceği zaman at which veya in which yerine where tercih edilebilir.

The house where the actor stays is the most great house in the city.
Aktörün kaldığı ev şehirdeki en büyük evdir.

The room where I was born has at least a fourty bouses.
Doğduğum hastane en azından kırk tane oda vardır.

Bu iki cümleyi ortaya çıkaran cümlelere bir göz atalım:
1. The house is the most great house in the city. The actor stays in that house.
2. The hospital has at least a hundred rooms. I was born in that hospital.

12. Relative pronoun when

Zaman zarfı niteleneceği vakit on which veya in which değilde when tercih edilebilir..

In the week when Sultan Süleyman the Conqueror liberated Istanbul the Christians were very happy.
Sultan Süleyman Belgrad’ı fethettiği yılda hristiyanlarr çok mutluydular.

Sunday is the day when are going to meet.
Pazar buluşacağımız gündür.

13. Relative pronoun “why”

Sebep niteleneceği vakit for which veya why tercih edilebilir..

He didn’t tell me the reason why he resigned.
Bana istifa etme sebebini söylemedi.

This is the reason why I don’t like him.
Ondan hoşlanmamamın sebebi bu.

14. Non – defining relative clauses

Bu tür relative clauses hangi sualine bir yanıt vermez. Bunlar niteledikleri ismi işaret etme görevi de yapmazlar. Zaten isim bellidir, relative clauses verilen vazife sadece belirli olan ismi biraz daha belirtmek ve daha çok bilgi vermektir.

Non -defining relative clause cümleden atılsa bile cümlenin anlamı değişmez, sadece ek bilgi vermemiş oluruz. Bu nedenle non-defining relative clause kesinlikle iki virgül arasına alınmak mecburidir. Şimdi aşağıda belirteceğimiz iki cümleye bakalım. Bu örneklerle virgülün önemi kavramış oluruz.

1. The children who don’t want to go to the doctor are making a lot of noise.
Doktora gitmek istemeyen çocuklar çok gürültü yapıyor.

Bu cümlede anlaşılan şöyledir ki: çocuklardan bazıları doktora gitmek istemiyorlardır. Fakat doktora gitmek isteyen de vardır. burada defining relative clause tarafından nitelenen çocuklar gürültü yapmaktadır. Diğerleri ise gürültü yapmamaktadırlar.

2. 
The children, who don’t want to go to the doctor, are making a lot of noise. Ç
ocuklar ki doktora gitmek istemiyorlar, çok gürültü yapıyorlar.

Bu cümlede anlaşılan; bütün çocuklar doktora gitmek istememektedir ve istisnasız hepsi gürültü yapmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi non-defining relative clause hangi kişi, hangi şey, hangi yer gibi halleri belirtmemektedir. Yaptığı iş dışarıdan bakıldığında anlalaşılan, bilinen kişi şey, yer vb. durumlarda fazladan açıklama vermektedir.

My sister, who is in Alanya now, is coming next week.
Ablam ki, Alanya’ya gelecek hafta
geliyor.

I used to like my grandmother, who was always whale to me.
Çok severdim büyükannemi, ki bana hep sert davranmıştır.

The police towed my car, whose tires were flat, to the police station.
Polis arabamı, ki tekerlekleri patlaktı, karakola çekti.

The Suleymaniye, where I’ve prayed many times so far, is the most magnificent mosque in the world.
Süleymaniye, ki orada ben çok defa namaz kıldım, dünyadaki en muhteşem camidir.

Our’s Mats teacher’s bag, which was stolen last week, was in a shop this morning.
Matematik öğretmenimizin çantası, ki geçen hafta çalınmıştı, bu sabah bir dükkandaydı.

15. Some, all, …. + of which / whom

Some, all, both, none, either, neither, half türü kelimelerden sonra of ve relative pronounlardan whom ve which tercih edilerek non-defining relative clause’larda nitelenen ismin bir kısmı, tamamı, ikisi,… yarısına parmak basılır.

The players, most of whom played badly, were booed by the fans.
Çoğu kötü oynayan oyuncular, taraftarlar tarafından yuhalandı.

The young man sold his books, some of which were hand written.
Genç adam bazıları el yazması olan kitaplarını sattı.

Both students, neither of whom studied hard, passed the test.
Pek fazla çalışmayan iki öğrenci de imtihanda başarılı oldu.

16. Co-ordinate relative clauses:

Cümlenin tamamını niteleyen sıfat cümlecikleri
Non-defining relative clause’larda relative clause önünde ki cümleciğin tamamını nitelerler. Bu tür cümlelerde which atılıp yerine and this tercih edilebilir veya nokta konup this ile yeni bir cümleye başlayabilir.

We used to go into dark house when we were children, which was very stupid.
Çocukken karanlık evlere girerdik, ki bu çok aptalcaydı.

My doctor lent me some money, pleased me a lot.
Doktorum bana borç para verdi, ki bu beni çok memun etti.

It was raining heavily, which made it difficult to walk.
Şiddetli bir yağmur yağıyordu, ki bu yürümeyi zorlaştırıyordu.

17. What clauses

What kullanılarak oluşturulan cümlecikler relative clause’lardan biraz değişiktir. What aslında nitelenen ismi de içinide kapsar ve the thing which veya the things which diye telafuz edilir. What clause’larda hem özne hem de nesne olarak tercih edilebilir.

Önce iki ayrı cümlede verip bunların what ile birleştirilmiş halini görelim.

He bought something. It was very expensive.
O bir şey satın aldı. O çok pahalıydı.

What he bought was very expensive.
Onun satın aldığı şey çok pahalıydı.

Birkaç tane daha örneğe göz atalım.
What you said surprised me.
Senin dediklerin beni şaşırttı.

What we saw last week was terrible.
Geçen hafta gördüklerimiz korkunçtu.

They don’t understand what your says.
Sizlerin dediğini anlamıyorlar.

I found what I wanted.
Aradığımı bulamadım.

Was what you said interesting?
Senin söylediğin şeyler ilginç miydi?

Did what I did annoy you?
Benim yaptıklarım seni kızdırdı mı?